Savaşın kaybedenleri üzerine …


2022 yılının ilk çeyreğindeyken Korona virüs hastalığı yetmezmiş gibi Ukrayna-Rusya savaşına tanık olduk.

Rusya güvenliğini tehdit ediyor gerekçesiyle NATO’ya üye olmaya çalışan Ukrayna’ya savaş ilan etti. Milyonlarca insan Avrupa sınırlarına akın ederek mülteci durumuna düştü. Ukrayna ne NATO’dan ne de Avrupa birliğinden Rusya’ya yapılan yaptırımlar dışında beklediği yardımı göremedi.

  • Ukrayna, Rusya karşısında ciddi bir direniş sergiliyor. Ne acıdır ki , kardeş olan halklar birbiriyle savaşıyor. Burada kazananlar maalesef silah tüccarları.

Peki bu savaşın kaybedenleri kim ?

  • Kaybedenler sığınaklara korkuyla saklanan çocuklar, kadınlar, gençler ve masum halklar.
  • Annesi tarafından eline numara yazılarak Slovakya sınırına abisinin çalıştığı ülkeye gönderilen 11 yaşındaki Ukraynalı çocuk..
  • Polis babasının kaskına vuran küçük çocuk, o yaşında babasını bir daha göremeyeceği korkusuyla babasının kaskına vuruyor.
  • Ömrümün yarısı sovyetle geçti, bir daha sovyete teslim olacağıma ölürüm diyen insanlar.
  • Evi bombalarla vurulan hamile anne, bir gün sonra kendisiyle birlikte bebeğini de kaybettiğimizi öğrendik.

Suriye’yi , Afganistan’ı ve diğer savaş altındaki Müslüman coğrafyalardaki savaşa ölen insanlara acımayan Avrupalı spikerleri Ukrayna savaşında haber sunarken ne kadar cağ dışı cümlelerle konuştuklarını gördük.

-Burası ne Afganistan ne de Suriye burası Avrupa’nın göbeği olan yer Ukrayna bu insanların kıyafetleri bizimle aynı … gibi saçma sapan sözlerle haber sunan Avrupalı faşist spikerleri insanlık adına üzülerek izledik. Ölen Müslüman olunca susan görmeyen dünya…

Rusya Ukrayna’ya girerken halkın elinde çiçeklerle Rus askerlerini karşılayacağını sanıyordu. Fakat bir daha Sovyet’e teslim olmayacağız diyen kararlı ülkesi için direnen insanlar gördük.

İslam Coğrafyalarına temennim…

Ukrayna’daki bu direniş yıllardır bir istikrar bulunmayan sürekli savaş halinde olan İslam coğrafyalarındaki haklara bir örnek olmalı. Unutmayın ! -Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez. diyen bir öndere sahibiz. Darısı savaşlardan inim inim inleyen Müslüman halkların başına…

Sonuç olarak ; emperyalist düşüncelere hizmet eden silah şirketleri Dünya barışını tehdit ederek savaşlar çıkarırken kaybeden masum halklardır. Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir. Bütün Dünya halklarına kardeşçe ve sulh içinde yaşayacakları bir Dünya diliyorum. Ve soruyorum neyi paylaşamıyoruz?

Türk Lirası nasıl değer kazanır ?


Sevgili okurlarım merhaba,

Bugün size dilim döndüğünce Türk Lirası nasıl değer kazanabilir onu anlatmaya çalışacağım..

Bir ülkenin parası, diğer para birimlerine göre değerli olması yaşam şartlarımızın daha iyileşmesini sağladığı için bu konunun gerçekten önemli olduğunu belirtmek isterim.

Peki nasıl değer kazanır paramız ?

1- Liyakate dikkat ederek işi bilen kişilerin ilgili görevlere getirilmesiyle,

2-Yabancı yatırıma güven veren hukuk ve adalet düzeniyle,

3-İyi bir eğitim sistemiyle; bu maddeyi açacak olursak şöyle ki; iyi bir eğitim sistemiyle kalifiye eleman yetiştirebiliriz. Bu kalifiye elemanlarda ünü yurt dışını aşan önemli bir buluş veya önemli bir ürün geliştirirse (Iphone, Samsung gibi markalar) ve bunu türk parasıyla pazarlarsak paramı değer kazanır.

4-Döviz rezerve ederek, dolar bozalım Türk parası değer kazansın mantığı aslında büyük risktir. Bu emperyalist düzende dolar elden çıkarmak büyük risktir.

5-Merkez bankasının başkanını sürekli değiştirmek dışarıda güven kaybetmemize neden olur, bunun yerine göreve liyakatli kişiler getirilmelidir.

6- İstikrarlı akılcı dış politikayla, yani güven vererek,

7- Petrol ve doğalgaz üreterek, bu biraz coğrafyanızın size sunduğu fırsatla ilgili bir şey bu konuda hükümetin araştırmalarını şiddetle destekliyoruz.

8- Ve sonuncu her zaman her durumda her şekilde üreten bir ülkeyle paramız değer kazanır. Üretmek .. üretmek ve üretmek diyoruz…

Benim aklımıza gelenler bunlar sizlerin bildiği şeyler varsa yorumlara ekleyebilirsiniz.

Hoş çakalın.

Kurban bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım nice mutlu bayramlara ..

Deep/Dark Web’in kapısını açan “TOR” Web Tarayıcısı


Bugün sizlerle internetin karanlık kapılarını açan TOR isimli Web Tarayıcısı hakkında konuşacağız ve onu kısaca tanımış olacağız.

TOR “The Onion Router” in kısaltması olarak bilinmektedir. Görselinde ikiye bölünmüş soğanın iç kısmı yer almaktadır. Soğanı da kestiğinizde zaten katman katman bir yapı görülmektedir. İşte tor da buna benzer.

Öncesinde nedir bu Deep/Dark Web ?

Deep/Dark web; benim deyimimle internetin sınırsız bodrum katıdır. Hani Karadenizlilerin bir tabiri vardır ya; derune en derune diye işte Dark web, internetin en derin yeridir. İllegal olmayan internetin veri büyüklüğü %5 ise deep/dark web’in içinde bulunan verilerin büyüklüğü %95’tir. Yani biz normal kullanıcılar sıradan bir web tarayıcısında araştırma yaparken internetin %5 ‘ini görebiliyoruz.

Deep/Dark web internetin sınırsız, kontrolsüz bir bölgesidir. Burada yasa dışı suç örgütleri, kiralık katiller, uyuşturucu ticareti gibi yasadışı her şeye rastlayabilirsiniz.

TOR, başlangıçta ABD hükümetinin hassas iletişimini korumak amacıyla ABD donanması tarafından geliştirilmiştir. Halen günümüzde ABD tarafından kullanılmaktadır. Günümüzde çevrim içi gizliliği koruyan ver kar amacı gütmeyen bir organizasyon olarak biliniyor.

Başlangıçta sadece ABD hükümeti tarafından kullanılan bu web tarayıcının günümüzde halka açılması şöyle yorumlanmaktadır; ABD herkesi buraya çekerek yüksek kullanıcı sayesinde direkt hedef olmamak için bu kalabalığın arasına karışarak kaybolmayı seçmiştir. Böylece daha güvenli hale gelmiştir. Yani ABD hükümeti tek başına TOR web tarayıcısını kullanmış olsaydı, direkt hedef haline gelebilecekti. Kısaca karda yürüyüp izini belli etmeyen bir yapıya geçmiş oldular.

TOR web tarayıcısında gezinirken gizliliğiniz korunur, normal web tarayıcısında devletler sizin yaptığınız aramaları takip edebilirken TOR da bu mümkün değildir. Fakat TOR’da virüs saldırılarına açık halde olduğunuz için onu kullanırken dikkat etmeyi unutmamanız gerekir.

TOR arama yaparken bir çok server üzerinden bağlantı kurduğu için normal web tarayıcılarından hız olarak yavaştır.

TOR sınırsız bir güçtür. Tor’da istediğiniz her bilgiye ulaşabilirsiniz. Burada yasadışı her şey mevcuttur. Bu da ister istemez insanların dikkatini çekmektedir.

Sıklıkla kullanılan arama motorları vasıtasıyla aranabilir olanlar buz dağının sadece görünen yüzünü oluşturuyor. İnternetin geri kalan kısmı da Derin Web, yani yüzeyin altında kalan kısmı olarak söyleyebiliriz.

Normal kullanıcıların gördüğü webi, Deep ve Dark webi bir görselle anlatacak olursak, aşağıdaki görsel bunu anlatmaktadır. Daha derine en derine inersek en tehlikeli kısım olarak nitelendirilen Dark webe ulaşırız. Buraya ulaşmak ise o kadar kolay değildir. Bunun için ek teknolojik cihazlara ihtiyaç duyulmaktadır. Normal kişisel bilgisayarınızla deep webe ulaşırken, dark web için ek cihazlara ihtiyaç duyulmaktadır.

En karanlık gecenin ardından “Doğan Sabaha bir not !”


Öyle anlar gelir ki insan en sevdiğini, kalbinin yarısını ölüme teslim etmeyi, için için yana yana kabullenir…

Yaradan’a kul olmanın gereğidir bu, ondan gelene teslim olmak, kendini bu eşsiz acının kollarını bırakmak, zangır zangır bağırırken ruhun …

Bu eşsiz bucaksız kainatta bir mercimek tanesi kadar küçük gözüken insanın, gücü yetmez göklerden gelen bu ilahi karara …

Yüce Allah her yerdedir bir nefes kadar yakındır bize fakat insan hep göklere bakarak arar o Yüce Kudreti o aşkı !

Bak işte o en karanlık gecenin ardından yine kahredesi bir sabah oldu. Doğan güneş ay gibi parlıyor ama eskisi gibi ısıtmıyor kalbimi, ruhum acı çekiyor, zihnimin çığlıkları sağır edercesine saldırıyor bana..

Dudaklarım susuyor ama sadece bu isteği bastırmak için su içiyorum içtiğim suyun bir tadı yok eski heyecanı kalmadı hiç bir şeyin, soğuk ölümün kollarına bırakmak isterken buluyorum kendimi …

Gün yüzü görmeyen gözler de keder, özlem ve hasret var. Doğan sabaha hep bir tepkili, hep bir nefret dolu bu düşünceler..

Vefasızlıklarla ve çıkarcılarla dolu bu düzene tahammülü yok artık bu adamın, sessizce uzaklaşıyor böyle ortamın insanlarından …

Gölge etmesinler yeter ki gözleri olmasın terk etsinler bahçemi kurumasın güllerim.. Nehirlerimi kurutanların bahçeleri bahar görmesin, dallarına kuşlar konmasın diyor Dünya, bize hınç dolu san ki, bir küçük virüsle hıncını alıyor çaresiz soğuk tatsız günlerden geçiyor insan oğlu san ki uzun tatsız bir gecenin içinde gibiyiz. Ama mutlaka yine sabah olacak yine gün doğacak güzel günler göreceğiz diyemiyorum ki çünkü içimde buna karşı bir umut yok belki varda kendimden bile gizliyorum..

Tarih : 01.05.2021 Saat 01:30

Bugün en şiddetli özlemlerin günü ANNE !


Yanı başımda otursan, başımı dizlerine koysam, elini özleyen saçlarımı şöyle bir okşasan ANNE !..

Dertler kapımda birikmiş, ama yanımda sen olsan ANNE !

Yarın işe gittiğimde telefonum çalsa, arayan sen olsan ANNE !

Bir daha kokunu koklayamayacak olmak ne acı, sana sarılamayacağımı bilmek kahrediyor beni ..

Bu sefer kaybettim, bu sefer yenildim ANNE ..

Sende gittin bittim ben , tükendim ANNE ..

Yokluğunla savaşmak çok yoruyor ANNE beni …

İşten eve geliyorum yine sen yoksun ANNE, bana şefkatli ve meraklı gözlerle bakıp yine sende bir haller var oğlum diyen yok ANNE..

Özlüyorum ben anne öyle bir özlüyorum ki yüreğim çığlık çığlığa bu çığlıklar sağır ediyor kulaklarımı…

Sen gittin kimseyi sevemiyorum ANNE! Herkesten her şeyden nefret etmek istiyorum …

En çokta özlemekten nefret ediyorum. O özlemek varya o özlemek, burnumun direklerini sızlatıyor, göğüs kafesimi ağrıtıyor..

Anne senin babaanne olduğunu göremeyeceğim, ben nasıl bir baba olacağım anne senden nasıl fikirler alacağım ?

Yeni bir yola girdiğimde kimden destek alacağım ANNE !

Düştüğümde kim kaldıracak beni düştüğüm yerden.. Sen bunu da yaparsın bunu da başarırsın diye kim söyleyecek ?

Hani sevdiğim kıza mısır keşkeğini yapmayı sen öğretecektin ANNE …

Sana yine kavuşabilecek miyim ANNE ?

Beni kışlaya uğurlarken duygulanan gözler nerede ANNE ?

Köpek gibi özlüyorum ANNE, ateşler içinde yanarak özlüyorum ..

Peygamber efendimiz, Hz. Muhammed (S.A.V.) oğlu öldüğünde, oğlunu kucağına alıp mezarlığa doğru dönerek, “Ey mezarlık! şu yüreğimdeki acı sende olsa ikiye parçalanırdın!” demiş.Acısını böyle anlatmış ANNE.. Benimde yüreğim acıyor ANNE benimde…

Sana sarılmak , sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum ANNE ..

Hayal kurmak , umutlarla yaşamak istemiyorum ANNE. Çünkü bütün hayallerim boynu bükük kaldı ANNEM..

Ben hiç mutlu değilim ANNE bu sefer hiç umutlu değilim..

Çığlık çığlığa bağırıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum.

Hayat devam ediyor! Alışacaksın gibi sözlerin beni kandırmasından nefreeet ediyorum nefreeet !!

Ne sensiz alışılıyor ne de sensiz hayat devam ediyor, mış gibi yapıyor sadece.

Sevgin bende öyle büyük, öyle kutsal ki ANNE !

Özlemine alışmak zorundayım biliyorum yine devam etmek, yaşamak zorundayım…

Çaresizce geçiyor günlerim bu koronadan dolayı mezarına bile gidemiyorum seni özlüyorum ANNE…

Sen küçükken nefesimizi kontrol edermişsin ya ANNE, benimde senin nefesini kontrol ettiğim çaresiz günlerim oldu. Çaresizce gidişini izledim, sustum bu bedbaht günlerin bitmesini bekledim..

Çaresizce bakıp hakka yürüyüşünü izlemek bu yürüyüşü kabullenmek ne acı anne. Sırf ebeveynlerin mi için yanar çocuklarına ANNE, çocuklarında yanar içi, için için yanar hemde …

Özlem ve Sevgiyle Güzel ANNEM …

Koronalı zor günlerde “Psikoloji”


Koronavirüsün sosyal yaşantımızı kısıtlamasından sonra hepimiz evlere kapandık.

Bir kısmımız eve kapanırken işe gitmek zorunda olanlarımız da var..

Zor günlerden geçiyoruz ne Ramazanı tam anlamıyla yaşayabiliyoruz ne de insanlarla olan diyaloğumuz  istediğimiz gibi ..

 *Havalar da gittikçe ısınmaya başlıyor dışarıda gezilecek bir hava var  ama bizler evdeyiz bütün olumsuzluklar üst üste geldiği için psikolojimiz iyi değil. Hoş toplumca psikolojimizin iyi olduğu da söylenemez. 🙂

*Toplum, sağlık çalışanlarını alkışlıyor ama yolda formalı bir sağlık çalışanı görünce yolunu değiştiriyor 🙂

*Bu zor günlerde dostlarımızın da gerçek yüzünü tanımış oluyoruz. Bir insanı en iyi zor günlerde tanırsın demiş zaten büyüklerimiz ..

* Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!  Bakara 155. Ayette tam da bugünleri söylüyor, o yüzden her ne olursa olsun sabretmek zorundayız…

26.04.2020 Koronavirüs Dünyadaki Durumu Aşağıdaki gibidir ..

dün

*Dünyada hastalığın seyri bu şekilde iken bu süreç bittiğinde psikoloji uzmanlarını uzun mesaili günler bekliyor.

*Psikoloji bozan hareketler; Sürekli el yıkamaktan cildimizin kuruması, toplu taşımada sosyal mesafe kuralına uymayanların bize yaşattığı korku, bir de yerlere tüküren kımıl zararlıları var…

Neyse yine de bir şeylerle temas halinde ellerimizi yıkayalım. Maskemizi de takmayı unutmayalım. Evlerimizi düzenli aralıklarla havalandıralım. Sosyal mesafeye dikkaatt ! 🙂

 

Thomas More’un ÜTOPYASI üzerine ..


Sevgili takipçilerim merhaba,

Size kısa süre önce okuduğum bir kitap olan ÜTOPYA adlı eseri kendimce yorumlayacağım…

Thomas More kitabında kominist bir düzeni andıran ama halkın bir düzen içinde yönettiği, yer yer katolik inancından betimlemeler yaparak, kısmen bizim Köy Enstitülerine de benzetebileceğimiz bir yapıyı Ütopya diye isim verdiği kendi küçük adasında bizlere aktarmıştır. Thomas More, kitabında dönemin hristiyan dünyasını birlik ve beraberliğe çağırdığı da görülmektedir. Bunu eleştirisel bir dille gündeme getirmiştir. Bizde bu eleştirileri günümüz müslüman dünyasına buna benzer bir kitapla yöneltebilir miyiz? Thomas More yüzyıllar önce bu kitabı kaleme aldığında hristiyan ülkeleri birbirleriyle savaş halindeydi, günümüze bakarsak aynı durum biz müslümanlar arasında da vuku bulmaktadır. Bizimde bir Ütopya yazıp müslüman dünyasını eleştirmemiz mi gerekiyor ? Böyle bir kitap yazdık diyelim kitap kaç müslüman ülkesinde yok satar? Müslümanların kitap okuma alışkanlığını araştırsak sizce sonuç ne çıkar? Neyse konumuz müslüman dünyasının sorunları değil bunu başka bir makalemizde uzun uzadıya ele alabiliriz. Thomas More’un Ütopyasını şeriatçı diye eleştirenlerde vardır. Ayrıyetten kitapta Ütopia adasında misyonerlik çalışmaları yaptığıda görülmektedir. Thomas More dini inancına olan bağlılığı kitabına yansımıştır. Adasını katolik inançlarına göre tasarladığı görülmektedir. Bu nedenle de şeriatçı eleştirileri kaçınılmaz olmuştur.

Katolik inancına göre; dönemin kralı, ölen abisinin eşiyle evlenmek zorundadır. Bu durumu kabul etmeyen Kral başkasıyla evlenir. Ve Katolik inancına aykırı davrandığı içinde idam edilir. Thomas More’un  kitabında bu idamı savunması, dinine bağlılığının bir göstergesidir. Böylesine dinine bağlı bir insanın, tabiki de kitabını inandığı dine göre yorumlayarak yazması kaçınılmaz bir davranıştır.

Özetle Ütopia kitabını okumanızı tavsiye ederim. Eski dünya da insanların duygu ve düşüncelerini, nasıl bir ülke hayal ettiklerini öğrenmiş olursunuz. Ayrıca korkmayın!  kitap bütünüyle katolik inancının propagandasını yapmıyor …

Bugün ki kitap eleştirileri makalemden bu kadar. Gelecek makalede görüşmek üzere ..

Hoşçakalın.

Uğurcan BAL.

25 yıldan sonra olsan ne olur, olmasan ne olur …


BİR MESAJ OLSUN DİYE !!!

25 yıl sonra; uzaklarda olan, söz verip tutamayan, malesef aynı kandan olduğunuz birinin yine yapamayacağı sözler verdiği için geleceğine inanıp, güzel hayaller kurarsınız, hatalısınızdır ! Çünkü bu sizi ilk yarı yolda bırakışları değildir. Zaten en kötü gününüzde yanınızda olmamışlardır sizin, hep bir bahaneleri vardır bu tür insanların. Küçük insanlarla büyük hayaller kurarsanız üzülen siz olursunuz… Ne bekliyordunuz ki… Okumaya devam et “25 yıldan sonra olsan ne olur, olmasan ne olur …”

Çoook uzaklara gitmek ….


Yine geldi zor günler..

Gönül korkularından yoruldu çok uzaklara gitmek istiyor,

Umarsızca istemsizce arkasına bakmadan çekip gitmek istiyor,

Gel baba çık gel tut elimden al getir beni bu savaşın içinden çek kurtar,

Öyle bir al ki beni bir daha sevdiklerini kaybetme  korkusu olmadan yaşayalım sonsuzlukta, Okumaya devam et “Çoook uzaklara gitmek ….”

Mücadele ile geçen bir öğrencilik yıllarından, iş hayatına …


Sevgili takipçilerim uzun bir aradan sonra yeni yazımla sizlerleyim. Ve yeni  yazılarımla sizlerle birlikte olmaya özen göstereceğim..

Gelelim bugün ki konumuza : “Mücadele ile geçen bir öğrencilik yıllarından, iş hayatına…”

Bu yazımda, öğrencilik hayatımın enlerini paylaşarak, öğrenci kardeşlerime önerilerimi aktaracağım…

Amacım; cümlelerimle kimseyi hedef almak değil, sadece yaşanmışlıkları dile getirerek, yeni kuşaklara örnek olmak istiyorum… Okumaya devam et “Mücadele ile geçen bir öğrencilik yıllarından, iş hayatına …”